Bu yıl çok başarılı yönetmen Çağan Irmak’ın filmi ‘Issız Adam’ ve film müzikleri ile başladı. ‘Anlamazdın anlamazdın, kadere de inanmazdın...’ dedik hep birlikte Ayla Dikmen’le. Baktık ki daha sonra ıssız adamlar kadar hatta daha da fazla ‘Kızsız adam’lar ve hatta ‘İşsiz adam’lar var etrafta. ‘Bana yalan söylediler, bana yalan söylediler, kaderden bahsetmediler’ dedik Semiramis Pekkan’la… Sonra Çağan Irmak bir film daha yaptı, filmin adı ‘Karanlıktakiler’ Bu sefer filmdeki oğlumuz ‘işsiz adam’ değildi belki ama belki ‘karanlıktaki adam’dı, yanlış anlaşılmasın, ‘karanlık adam’ değildi sadece karanlıktaydı. O film çok tutmadı çünkü ‘ıssız’ olmak daha eğlenceliydi, hem belki çoğumuz karanlıktaydık… Ve belki karanlıktakiler en aydınlıkta olanlardı…
Sonra ‘krizdeki adam’ için çözüm önerileri geldi… ‘alın, verin ekonomiye can verin!’ krizdeki adam ‘alışverişteki adam’ olacak böylece bütün problemlerinden kurtulacaktı, ‘karısı alışveriş yaparken, alışveriş merkezinde sıkılan adam’, Kemeraltı ya da Kızlarağası Han’ı yoktu artık, ya da oradaydılar, ama eskisi kadar giden yoktu, artık alışveriş ve yaşam merkezleri vardı. AVM’ler… Bütün alışveriş merkezleri eski hanların mimari planlarına göre yapılmıştı sadece biraz daha modernlerdi, peki değişen neydi? Belki eskiden, yanında o gün siftah yapmamış komşusuna müşteri gönderen bir ticaret anlayışı vardı ve zaten komşular açken tok yatılmaması gerekirdi. Sözler senetlerden değerli, değerler eski radyolar gibi çatıda saklı değildi. Kemeraltı’na çıkmak bir bayram sevinciyken, alışveriş kültürü, bayramlaşma kültürümüz gibi sıradanlaşmış mıydı? Kemeraltı’nda alışveriş kültürü ruhumuzun ihtiyacı olan bir şölen ve muhabbet alanı iken, AVM’ler artık sanal ve suni bir dünya mı sunuyordu yoksa bize?
Şimdi ‘modern adam’lar vardı ve modern masallarda şeytan marka giyerdi. ‘Marilyn Monroe yatakta ne giyer?’ sorusunun cevabını (Chanel No.5) bilen reklamcılar yetişmişti. Modern adam’ın sigarası Marlboro, içkisi Chivas olmalıydı, o zaman alışveriş yapmak lazımdı. Evet, alışveriş yapabiliyorduk, o halde vardık.
Bir taraftan safiyetini kaybetmeyen adamlar vardı, ‘Recep İvedik’ yolda bulduğu cüzdanı sahibine ulaştırmaya çalışan saf genç delikanlıydı. İnsanlar artık Recep İvedik’e kahkahalarla gülüp geçemeyecek kadar hayatı ciddiye almaya başlamışlardı. Recep’i izlemem o halde entel’im diyen ‘ciddi adam’lar vardı. Safiyetini kaybetmemek çok önemliydi.
Ya artık masum değildik hiçbirimiz, ya da ‘hepimiz masum’duk. 2010 Dünya kültür başkenti olacak İstanbul’da Masumiyet Müzesi (Orhan Pamuk’un bu yıl en çok okunan kitabı, kitapta olaylar marka bir çanta alışverişi ile başlıyor) kurulacaktı belki. Masumiyet, müzede gezip görülecek, hatırlanacak bir şey haline mi gelmişti, yoksa hala gurur duyup dünyaya sergileyecek değerlerimiz olduğunun bir kanıtı mıydı bu? Masumiyet hayatın kendisi gibiydi, her şey vardı içinde.
Adamlar bir de bu yıl aşk açılımı yapmışlardı. Elif Şafak’ın Aşk adlı kitabını pembe kapaktan okumak istemeyen, ‘aşk’ı gri kapaklı okuyan adam’lar vardı etrafta. Her şey alışveriş üzerine miydi? Popüler kültür, tüketim üzerine oturmuştu. Reklamlar, pazarlama, satış ve satış. Tüketiyorum, o halde varım. Aslında üretiyorum, o halde varım desek daha mı iyi olurdu? Alış veriş kültürümüz, kültürel alışveriş ve sevgi alış verişi üzerine yoğunlaşsa fena mıydı? Ama bunun için gerçekten adam olmak ve belki biraz da deli olmak lazımdı. ‘Deli adam’lar ortada yoktu fazla. Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Bey’e nasihatler şöyle bitiyordu. ‘Unutma oğul, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.’
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder